59 yıl önce hayata gözlerini yuman Nazım Hikmet anılıyor-haberi

Bugün Türkçe’nin hatri sayilir büyüklükte şairi Nazım Hikmet’in vefat sene dönümü. 15 ocakta 1902’de Selanik’te dünyaya gelen Nazım Hikmet, evvel şiiri Feryad-ı Vatan’ı 1913’te Daha 11 yaşındayken kaleme aldı.

1920 seneninde en yakın arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Kurtuluş Savaşı’na katılmak amaciyla Anadolu’ya doğru yollar aldı. bütün hayatını değiştirecek tek yolculuktu bu… Kurtuluş Savaşı’na katılmak amaciyla yola çıkan başka tek gruptan sosyalizm, komünizm, Bolşevikler, Spartakistler benzeri kavramlarla tanıştı.

Ankara’ya yaptıkları yolculukta Anadolu insanı ile evvel kez bu süreçte tanıştı. İstiklal Harbi’ni en iyi laf eden eserlerden var olan Kurtuluş Savaşı Destanı’nın tohumu da bu yolculukta atılmıştı. Bu yolculukta Mustafa Kemal Atatürk ile tanışma fırsatı buldu. Atatürk, Nazım’a maksatlı şiirler yazması istikametinde nasihat etti.

Vâlâ Nureddin o günleri şöyle anlatıyordu: “İnançlarımızda hatri sayilir büyüklükte tek zerzele oluyordu. içsel tek sarsıntı geçiriyorduk. İki kutup arasında bocalamaktaydık. Spartakistler’in aşıladığı sosyalist fikirler ve o güne civarindan kişiliğimizi yoğurmuş bulunan ulusalci fikirler arasında.”

Bu yolculuk Nazım Hikmet’in sosyalist fikirlerle dolmasına yollar açtı. derhal peşinden Moskova doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne gitti ve orada Siyasal Bilimler ile İktisat Bölümü’nde okudu.

İlk şiir kitabı 28 Kanunisani’yi 1924’te yayınladı.

Türkiye’ye döndükten ardindan Aydınlık’ta yazmaya başladı. Bu yazılar ile alakalı tahkikat açılmasına yollar açtı. TKP üyeliği hasebiyle 15 sene hapsi istendi.

O sırada tekrar Sovyetler Birliği’ne gitmek zorunda kaldı. 1928’de çıkan bağışlama kanunundan faydalandı ve Türkiye’ye döndü. ama soruşturmalar Nazım’ın peşini bırakmıyordu.

1938 seneninde silahlı güçte ayaklanma çıkarmaya çalıştığı iddiasıyla yargılandı ve 28 sene dört ay mapus cezasına çarptırıldı. 12 sene sürecek mahpusluk çagi başlamıştı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı.

Bu süreçte “Sevdalınız komünisttir/On seneden beri hapistir/Yatar Bursa kalesinde” dizelerini bulunan ‘Yatar Bursa kalesinde’ şiirini kaleme aldı.

Hapishaneyi okula çeviren Nazım, yoğun tek üretimle geçen senelerin derhal peşinden tahliye edildi. ama Sabahattin Ali’nin faili bilinmeyen cinayete gitmesi onu endişelendirmişti. mapustan çıktıktan ardindan askere alınacağına değin dedikodular dolaşmaya başladı.

Eski tek subay var olan Nazım, askere alınma bahanesiyle öldürüleceğini düşündü.

Bir tasarı dahada yaptı ve tekrar Sovyetler Birliği’ne doğru yola çıktı. Nazım’ın İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e geçip Romanya bandıralı tek gemiye binmesine muavin var olan kişi ozan Refik Erduran’dı…

Nazım Hikmet, Sovyetler Birliği’ne gittikten ardindan hakkındaki karalama kampanyaları sona ermemişti. 1951’de Adnan Menderes’in Başbakanlığını yaptığı Demokrat Parti hükümeti dünyaca meşhur şairimizi vatandaşlıktan çıkardı.

Dünyanın çeşitli yerlerini gezen Nazım, bu süreçte hayat barış Ödülü komitesinin seçici kurul başkanlığını da yaptı.

Mücadelesi, hayatı, ailesi, aşkları ve tabiki her biri birbirinden iyi şiirleri ile hatri sayilir büyüklükte tek iz bırakan Nazım Hikmet, üç Haziran 1963’te Moskova’da geçirdiği kalp krizi neticesi memleketine var olan hasreti ile bu dünyadan göçtü.

2009 seneninde vatandaşlığı tekrar tanınan Nazım Hikmet, 11 Eylül 1961’de doğu Berlin’de Otobiyografi adli tek şiir yazmış ve kendisini anlatmıştı:

OTOBİYOGRAFİ

1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim tek daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda tekrar Moskova’da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim

kimi insan otların bazı insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezberden sayar yıldızların adını
ben hasretlerin

hapislerde de yattım hatri sayilir büyüklükte otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım aş yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım senede geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatta uçtum Pırağ’dan Havana’ya

Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’de
961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951’de tek denizde toy tek arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak tek yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları çılgın benzeri kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutluluk dolu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor ismini dahi duymamış operanın
çoğunluğun gittiği bazı yerlere de bendeniz gitmedim 21’den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye’mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da koşul değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve dahada ne civarindan yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.